MAKALELER

Tıbbi Bilirkişi Raporu İle Bağlı Olmama (Yargıtay Kararı)

  • Makaleler
  • >
  • Sağlık Hukuku
  • >
  • Tıbbi Bilirkişi Raporu İle Bağlı Olmama (Yargıtay Kararı)

YARGITAY13. HUKUK DAİRESİ 2000/1146 E., 2000/4438 K., 09.05.2000 T.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi gereği düşünüldü.

Davacı, davalı hastanede çalışan diğer davalı doktor tarafından gözkapaklarından ameliyat edildiğini, ancak doktor hatası nedeniyle hem estetik açıdan yüzünün çirkinleştiğini ve hem de gözünde kalıcı arazlar meydana geldiğini, gözü açık uyumak zorunda kaldığını, kurumalar oluştuğunu, okuyamaz olduğunu, depresyona girdiğini ileri sürerek, fazlası saklı kalmak üzere 500.000.000 TL. maddi ve 1.500.000.000 TL. Manevi tazminatın müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı doktor Ömer davacıya yaptığı cerrahi müdahalenin başarılı olduğunu, ancak davacının uyarılara rağmen nekahat döneminde tedbirsiz davranması nedeniyle şişlik ve hematom oluştuğunu, esasen davacının yüzünde daha önceki bir trafik kazasından kaynaklanan izler ve his kaybı gibi bulgular bulunduğunu, zararının ileri sürülen miktarda olmadığını, manevi tazminatın koşullarının da bulunmadığını; diğer davalı özel hastane ise, davacıyı ameliyat eden davalı doktorun kendisince istihdam edilmediğini, davacının sadece kendisine ait ameliyathaneden yararlandığını, müdahalenin diğer davalı tarafından yapıldığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, Yüksek Sağlık Şurası raporu benimsenerek davanın kısmen kabulüne, 124.000.000 TL. maddi, 800.000.000 TL. manevi tazminatın dava tarihinden itibaren davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle, dava “Özel K… Hastanesi Tüzel Kişiliği” hasım gösterilerek açılmış ise de, anılan hastaneyi işleten şirket tarafından davaya cevap verilip, hükmün de şirkete yönelik olarak kurulmuş bulunmasına; Hastanenin, diğer davalı tarafından davacıya yapılan cerrahi müdahale için kendi ameliyathanesini tahsis ettiğinin ve davacının ameliyattan dolayı iki gün süreyle orada kaldığının kendi kabulünde olmasına göre, davacının tüm, davalı Özel K…Hastanesi A.Ş. nin, aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

Davalı Özel K… Hastanesi A.Ş. nın diğer temyiz itirazları ile diğer davalının temyiz itirazlarına gelince; Davacının gözüne, davalı doktor tarafından, diğer davalı özel hastaneye ait ameliyathanede cerrahi müdahalede bulunulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Davacı, doktor hatası nedeniyle, ameliyattan sonra gözünde kalıcı arazlar oluştuğunu ve çirkinleştiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davadan önce delil tesbiti yoluyla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi Anabilim Dalı’ndan alınan 6.9.1996 günlü raporda, sonuç olarak davacının her iki gözkapağındaki görünüm kalıcı iatrojenik ektropion olarak değerlendirildiği belirtilmiş; yargılama sırasında alınan Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu’nun 2.11.1998 günlü raporunda ise,her iki alt göz kapağında ameliyat öncesinde mevcut torbalanmaların ameliyat sonrasında düzeltilmiş olduğu, alın ve üst kapaktaki ameliyat öncesi durumun ameliyattan sonra eski travmalı halinden daha kötü olmadığı, o nedenle ameliyatı yapan hekime atfı kabil bir kusurun bulunmadığı açıklanmış; itiraz üzerine Yüksek Sağlık Şurası tarafından düzenlenen 6.4.1999 günlü raporda da, ise, ameliyatı yapan davalı doktorun ameliyat öncesinde ve sonrasında tıbbın kural ve gereklerine uygun davranmadığı hastasına gereken özeni göstermediği ve böylece sözkonusu zararlı sonuca yol açtığı gerekçesiyle, 6/8 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, yargılama sırasında alınan raporlar arasında, değerlendirmeler ve varılan sonuçlar açısından tam bir çelişki bulunmaktadır. Bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden, bunlardan birine itibar edilerek hüküm kurulamaz. Bu noktada hemen vurgulanmalıdır ki, Yüksek Sağlık Şurası, 11.4.1928 gün ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 75. Maddesindeki açık hüküm nedeniyle, CMUK. nun 66/3. maddesi anlamında kendisine başvurulması zorunlu olan bir bilirkişi durumundaysa da, hukuk davalarında, HUMK 276/2. maddesinde öngörülen nitelikte, resmi bilirkişi değildir. Mahkeme, Yüksek Sağlık Şurası’na başvurup başvurmamakta serbesttir ve herhangi bir bilirkişi raporuyla bağlı olmadığı gibi, onun raporuyla da bağlı değildir. (HUMK. madde 286) Bu durumda, somut olayda, raporlar arasındaki değinilen çelişkinin giderilmesine hukuken bir engel; eş söyleyişle Yüksek Sağlık Şurası raporuna mutlak surette itibar etme zorunluluğu yoktur. Öte yandan, anılan Şura raporunda, davalı doktorun 6/8 oranında kusurlu bulunduğu yolundaki sonucun hangi maddi verilere dayandırıldığı; hangi kusurlu davranışı, ihmali ya da mesleki hatası nedeniyle davacının zarar görmesine neden olduğu somut ve denetime elverişli bir biçimde ortaya da konulmamış, soyut bir değerlendirme yapılmakla yetinilmiştir. Bu haliyle de, raporun hükme esas alınmasına olanak yoktur. Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş, uygulanan cerrahi müdahalenin göze ilişkin olması ve estetik yönünün de bulunması nedeniyle, üniversitelerin bu ana bilim dallarında görevli, konusunda uzmanlık sahibi başka bilirkişilerden oluşturulacak bir kurula inceleme yaptırılarak, cerrahi müdahaleden önce, müdahale sırasında ve sonrasında, böyle bir müdahale yönünden alınması gereken önlemler, hazırlıklar, yapılacak işlemler, müdahale sırasında ve sonrasında uyulması ve uygulanması gereken tıbbi kural ve ilkeler çerçevesinde, olması gerekenler ile davalı hekimin yaptıkları arasında bir farklılık bulunup bulunmadığının, varsa bunların nelerden ibaret olduğunun, davalının eylemiyle doğan zararlı sonuç arasında bilimsel bir nedensellik bağı bulunup bulunmadığının, davalının kusuru varsa bunun oranının somut, dayanakları gösterilmiş ve denetime de elverişli bir şekilde saptanması, sonuçta ortaya çıkacak uygun duruma göre bir karar verilmesidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ

Yukarıda birinci bent gereğince davalı K… A.Ş. nin diğer temyiz itirazlarının reddine, temyiz olunan mahkeme kararının ikinci bentte açıklanan nedenle taraflar yararına (BOZULMASINA), 20.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine 9.5.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Av. Tuğsan YILMAZ

Önceki |

Başlık : Tıbbi Bilirkişi Raporu İle Bağlı Olmama (Yargıtay Kararı)
İnceleyen : Av. Tuğsan YILMAZ
Tarih : 01.03.2013
Derece : 5.0
Yorum Yap
Ad Soyad: * E-mail Adres: *
Yorum: *