MAKALELER

Kayyımlık Kavramı, Şekil Usul Ve Esasları

  • Makaleler
  • >
  • Aile ve Şahıs Hukuku
  • >
  • Kayyımlık Kavramı, Şekil Usul Ve Esasları

Kayyımlık makamı genel olarak Türk Medeni Kanunu’nda açıklanmış olmakla birlikte Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’nda da izlerine rastlanmaktadır. Medeni Kanun kayyımlığı temsil, yönetim ve istek üzerine kayyımlık olarak üçe ayırmıştır. Kayyımı atamaya yetkili organ vesayet makamıdır. Kayyım atamaya yetkili vesayet makamı da Sulh Hukuk Mahkemesidir.

 

 

Temsil Kayyımlığı: Madde 426-Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atar:

 

1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse,

 

2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, 

 

3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.

 

Maddeden de anlaşılacağı üzere temsil kayyımı atanması bu 3 durumla sınırlı değildir. Bu durumların dışında da kayyım atanması yapılabilir. İlk bendde önemli olan husus erginlik ve ivediliktir. İvedilikten kasıt görülecek olan işin çok acil bir iş olması ve aksatılmamak suretiyle halledilmesidir. İkinci olarak kişi kendisi bir kayyım atayacak durumda olamayabilir. Bunun en büyük örneği hastalıktır. Bu hastalığında kişinin kayyım atamayacak derecede olması önemlidir. Her türlü hastalık durumunda bu madde işlemez. Başka bir yerde bulunma ise uzun zamandan beri haber alınamama durumunu çağrıştırabilir. Burada gaiplik kararı verilmesini beklememek amaçlı getirilen bir kuraldır. İkinci bende göre ise temsil kayyımlığı ile temsil edilen kişi ile temsilcinin bir menfaat çatışması gerekmektedir. Böyle bir durum söz konusu olduğu zaman Küçük veya kısıtlıya yeni bir temsil kayyımlığı atanır. Yasal temsilci kısıtlı veya küçük ile hukuki bir işlem yaparsa bu işlem geçersizdir. Yargıtay’ın bu ikinci bende uyguladığı bir kararı vardır.

 

 

YARGITAY


2. Hukuk Dairesi 2010/11840 E.N , 2011/1757 K.N.



İlgili Kavramlar



KAYYIM ATANMASI


REDDİ MİRAS



İçtihat Metni



Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.



Davacı Gonca Özcan tarafından hasımsız olarak açılan davada, 3/5/2008 tarihinde ölen eşinin mirasını kendi adına ve 5/3/2002 doğumlu kızı Deniz Çıplak adına reddettiğini belirterek, mirasın reddine karar verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.



4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 426/2. maddesine göre, bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışırsa vesayet makamının ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı ataması gerekmektedir.



Mahkemece, mirasın reddinde annenin hukuki yararı ile çocuğun hukuki yararı çatıştığından, küçüğe kayyım tayin ettirilmesi, husumetin kayyıma yöneltilmesi, gösterdiği takdirde delillerin toplanması gerekirken küçüğe kayyım tayin ettirilmeden eksik hasımla işin esasının incelenerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.



SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 7/2/2011

 

Bu maddenin üçüncü bendinde ise yasal temsilcinin herhangi bir problem nedeniyle görevini yerine getirememesi sebebiyle temsil kayyımı atanması söz konusudur.

 

Yönetim Kayyımlığı: Madde 427-Vesayet makamı, yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki hâllerde bir yönetim kayyımı atar:

 

1. Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse,  

 

2. Vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksunsa,

 

3. Bir terekede mirasçılık hakları henüz belli değilse veya ceninin menfaatleri gerekli kılarsa,

 

4. Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa,

 

5. Bir hayır işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan para ve sair yardımı yönetme veya harcama yolu sağlanamamışsa.

 

Yönetim kayyımlığında da aynı temsil kayyımlığında olduğu gibi sınırlı sayı ilkesi hakim değildir. Maddede yazan haller dışında da durumlar ortaya çıkarsa yönetim kayyımlığı atanabilir. Yönetim kayyımlığı temsil kayyımlığından farklı olarak bir mal varlığı yönetimidir.

 

Birinci bendde açıkça ifade edildiği gibi uzun süreden beri haber alınamama durumu söz konusudur. Burada önemli olan husus bu kişinin malvarlığı yönetimini başka bir kimseye bırakmamış olmasıdır. Eğer bırakmışsa kayyım atanamaz. Bunun yanında burada da ivedilik hususu önemlidir. Gaiplik kararı alınması beklenemeyecek kadar ivedi bir husus olması gerekmektedir.

 

İkinci bende bir yetersizlik durumu vardır. Burada ki yetersizlik malvarlığını yönetememesinden kaynaklanan yetersizlik. Kısıtlanmasına gerek olmamasına rağmen bir kişi herhangi bir sebepten dolayı malvarlığını yönetmekten yoksunda yönetim kayyımı atanır. Yönetim kayyımı bu nedenle kişisel haklara karşı bir koruma sağlamaz.

 

Üçüncü bendde ise ceninin menfaatleri öncelikle anne babanın hakkıdır; fakat anne baba bu hususu sağlayamıyorlarsa o zaman kayyım atanması söz konusu olabilir.

 

Dördüncü bendde ise tüzel kişiler söz konusudur. Tüzel kişinin her organdan yoksun kalınması aramamıştır. Yönetim organından yoksun kalınması kayyım atanması için yeterlidir; ancak yönetim organı yokluğunda yönetimin başka organlarınca sağlanamaması gerekmektedir. Yargıtay’ın bir kararı bu konuya ışık tutmaktadır.

 

YARGITAY


11. Hukuk Dairesi 2009/5463 E.N , 2009/6666 K.N.



İlgili Kavramlar



ANONİM ŞİRKET


AZINLIK HAKLARI


GENEL KURULU TOPLANTIYA ÇAĞIRMA



Özet


ŞİRKET AZINLIĞININ GENEL KURULU OLAĞANÜSTÜ TOP-LANTIYA ÇAĞIRMA HUSUSUNDA YETKİ TALEBİNDE BULUNABİLMESİ İÇİN, YÖNETİM KURULU VE DENETÇİLERE BAŞVURUDA BULUNMASI VE SAHİP OLDUKLARI PAY SENETLERİNİ USULÜNCE TEVDİ ETMELERİ GEREKİR. BU HUSUSLAR ÖN KOŞUL OLUP MAHKEMECE RE 'SEN ARAŞTIRILMALIDIR.



GÖREV SÜRESİ BİTEN YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN GÖREV SÜRESİ YENİLERİ SEÇİLİNCEYE KADAR DEVAM EDER.



YÖNETİM VE DENETİM KURULU ÜYELERİNİN GÖREV SÜRELERİNİN BİTMESİ, ŞİRKETİN ORGANSIZ KALDIĞI ANLAMINA GELMEZ.




İçtihat Metni



Taraflar arasında görülen davada (Antalya Üçüncü Asliye Ticaret



Mahkemesi)'nce verilen 19.03.2009 tarih ve 2008/171-2009/38 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:



Davacı, davalı şirketin 1/10 oranında paya sahip ortağı olduğunu, davalı şirketin en son genel kurul toplantısının 31.03.2003 tarihinde yapıldığını, şirketin A ve B grubu hisse senetlerini temsilen ayrı ayrı oluşturulan yönetim kurullarının görev sürelerinin 31.03.2005 tarihinde, denetim kurullarının görev sürelerinin ise 31.03.2004 tarihinde sona erdiğini, davalı şirketin 2003, 2004 ve 2005 yılı genel kurul toplantılarının yapılamadığını, şirketin organsız kalması nedeniyle bu toplantıların yapılamadığını ileri sürerek, davalı şirketin genel kurulunun olağanüstü toplantıya çağrılması için gerekli işlemleri yapmak üzere kendisine izin ve yetki verilmesini talep ve dava etmiştir.



Davalı vekili, dava dilekçesindeki iddia ve beyanların doğru olduğunu, açılan davayı kabul ettiklerini belirtmiştir.



Davalı şirketin görev süresi sona eren yönetim kurulu üyelerinden olan Kayhan vekili, davaya müdahale talebinde bulunarak davalı şirketin genel kurul toplantısının yapılması için gerekli hazırlık işlemlerinin yapılmakta olduğunu, toplantı tarihi belirlenerek gerekli ilanların yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.



Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK'nın 366. maddesi uyarınca, şirket sermayesinin en az 1/10 payına sahip ortağın yazılı talebi üzerine yönetim kurulunun şirket genel kurulunu olağanüstü toplantıya çağırmak zorunda olduğu, TTK'nın 367. maddesine göre de bu yöndeki talebin yönetim kurulunca ve TTK'nın 355. maddesi uyarınca yapılacak başvuru sonucu denetim kurulunca yerine getirilmezse, şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinden genel kurulun toplantıya çağrılmasına yetki verilmesi istenebileceği, ancak bu prosedürün işletilebilmesi için şirketin usulüne uygun seçilmiş, yetki ve görevi devam eden yönetim ve denetim organları bulunması gerektiği, TTK'nın 435. maddesine göre, şirketin yasal zorunlu organlarından birinin mevcut olmaması veya genel kurulun toplanamaması halinde ise paydaşlardan veya şirket alacaklılarından birinin veya bakanlığın talebi üzerine mahkemece tanınacak uygun süre içerisinde durumun düzeltilmemesi halinde şirketin feshine karar verileceği, böyle bir talep görülürken, mahkemece gerekli önlemlerin alınabileceği, bu önlemler arasında organsız kalan şirketi temsil etmek üzere kayyım atanması ve atanacak kayyımın eksiklikleri giderici önlemler alması hususunun da yer aldığı, bu itibarla şirketin zorunlu organlarının mevcut olmadığı nedenine dayanılarak TTK'nın 367. maddesine göre, zorunlu organların oluşturulması için genel kurulu toplantıya çağrı izni istemiyle açılan davanın dinlenme olanağının bulunmadığı, davalı şirket vekilinin kabul beyanının hukuki değer taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.



Kararı, davacı ve davalı vekilleri temyiz etmiştir.



Dava, TTK'nın 367. maddesine göre, zorunlu organların oluşturulması için genel kurulu toplantıya çağrı izni istemine ilişkindir. Mahkemece, TTK'nın 435. maddesine göre, şirketin yasal zorunlu organlarından birinin mevcut olmaması veya genel kurulun toplanamaması halinde paydaşlardan veya şirket alacaklılarından birinin veya bakanlığın talebi üzerine mahkemece tanınacak uygun süre içerisinde durumun düzeltilmemesi halinde şirketin feshine karar verileceği, böyle bir talep görülürken, mahkemece gerekli önlemlerin alınabileceği, bu önlemler arasında organsız kalan şirketi temsil etmek üzere kayyım atanması ve atanacak kayyımın eksiklikleri giderici önlemler alması hususunun da yer aldığı, bu itibarla şirketin zorunlu-organlarının mevcut olmadığı nedenine dayanılarak TTK'nın 367. maddesine göre, zorunlu organların oluşturulması için genel kurulu toplantıya çağrı izni istemiyle açılan davanın dinlenme olanağının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. TTK'nın 367. maddesi hükmüne ve Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına göre, şirket azınlığının genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma hususunda yetki verilmesi talebinde bulunabilmesi için sırasıyla ve öncelikle yönetim kuruluna ve denetçilere başvuruda bulunması ve anılan maddenin yollamasıyla aynı Yasa'nın 356/son maddesi uyarınca sahip oldukları pay senetlerini usulünce tevdi etmeleri gerekir. Anılan bu hususlar davanın yasal ön koşulları olup, mahkemece de re'sen araştırılması icap eder. Yine, anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle yönetim kurulunun yeni yönetim seçilene kadar zorunlu görevlerine devam edeceklerinin kabulü gerekir (Dairemizin 30.11.1992 tarih 6220/11024 sayılı kararı). Bu durumda yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesiyle şirketin kendiliğinden organsız kaldığından söz edilemez. Bu cümleden olarak ve Dairemizin emsal uygulamalarında yönetim kurulunun görev süresi bitmiş olsa bile genel kurulu toplantıya davet edebilir (11. HD. 07.10.1997 T., E: 4267, K: 5165). Açıklanan ilkeler ışığında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi yerinde değilse de sonucu itibariyle doğru olan hükmün gerekçesi açıklanan şekilde değiştirilerek onanması gerekmiştir.



Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ve davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün açıklanan değişik gerekçeyle (ONANMASINA), 01.06.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Beşinci bendimizde ise herhangi bir hayır işi için toplanan paraların yönetiminde ki problemlerden dolayı kayyım atanması söz konusudur.

 

İstek Üzerine Kayyımlık: Madde 428- İsteğe bağlı kısıtlama sebeplerinden biri varsa, ergin bir kişiye kendi isteği üzerine bir kayyım atanabilir. Kişinin isteği üzerine atanacak kayyımda bir nevi yönetim kayyımıdır.

 

Bir kimseye kayyım atanması halinde o kişinin fiil ehliyetinde herhangi bir kısıtlama söz konusu olmaz. Temsil kabul etmeyen işlemlerde kayyım atanamaz. Madde 458 uyarında kayyımlığın süresini ve ücretini vesayet makamı belirlemektedir yani Sulh Hukuk Mahkemesi. Kayyım vesayet makamının talimatlarına uymak zorundadır. Kayyımı verilen görev neyse kayyım onu yapmakla mesuldür. O görevinin dışına çıkamaz. Temsil kayyımlığı 477. madde de dendiği üzere yapmakla görevlendirilen iş bitince biter. Yönetim kayyımlığı da yine 477. maddenin dediğine göre yapılması gereken işi bitince biter. İstek üzerine kayyımlık durumunda ise kanun bir süre öngörmemiştir. İstekte bulunanın bitirme isteği ile kayyımlığın biteceği düşünülmektedir. Kayyımlığın sona ermesi ileriye etki eder. Kayyımlığım kaldırılmasına yetkili mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir.


Başlık : Kayyımlık Kavramı, Şekil Usul Ve Esasları
İnceleyen : Av. Tuğsan YILMAZ
Tarih : 17.03.2014
Derece : 5.0
Yorum Yap
Ad Soyad: * E-mail Adres: *
Yorum: *