MAKALELER

İştirak Nafakası ve Yoksulluk Nafakası

  • Makaleler
  • >
  • Aile ve Şahıs Hukuku
  • >
  • İştirak Nafakası ve Yoksulluk Nafakası

Boşanmış olmak hukukumuzda eşlerin birbirlerine veyahut varsa çocuklarına olan sorumluluklarını sona erdirmez. Farklı görünüm şekilleriyle bu sorumluluklar maddi ve manevi bakımdan devam eder. İştirak nafakası bunlardan biridir. İştirak nafakasına bakım nafakası da denir. İştirak nafakası boşanma sonunda çocuğun velayetini alamayan eşin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmasını ifade eder. Hâkim bunu kendisi takdir eder. Taraflardan herhangi birisinden talep gelmese dahi hâkim re’sen nazara alır. İştirak nafakasının belirlenmesinde bunu ödeyecek olan tarafın ekonomik durumu göz önünde bulundurulur. Çocuğun velayetini alamayan taraf çalışamayacak ve iştirak nafakası ödeyemeyecek durumda ise bu nafakayı ödemez. İştirak nafakası kararın kesinleşmesiyle birlikte ödenmeye başlanır. İştirak nafakası çocuk ergin oluncaya kadar ödenir; ancak çocuk ergin olmasına rağmen halen eğitimine devam ediyor yani kendi geçimini kendisi sağlayamıyorsa iştirak nafakası ödenmeye devam edilir. Bu halde de nafaka eğitim hayatı bitinceye kadar ödenir. Bu hallerin dışında çocuk ergin olmasına rağmen bakıma muhtaç ise yardım nafakası ödenir. Aşağıda iştirak nafakası ile ilgili bir Yargıtay Kararı vardır.

 

 

3. Hukuk Dairesi 2010/14433 E., 2010/16126 K.

 

İŞTİRAK NAFAKASI

 

VELAYET

 

 

İŞTİRAK NAFAKASI VELAYETİN FİİLEN KULLANILMASINA BAĞLI BİR HAKTIR. VELAYET KENDİSİNDE OLAN EŞ ÇOCUĞA BAKMAYIP DİĞER TARAF ÇOCUĞA BAKIYORSA, ÇOCUĞA BAKAN TARAF VELAYETİN NEZİ DAVASINI AÇMADAN DOĞRUDAN İŞTİRAK NAFAKASI TALEBİNDE BULUNABİLİR.

 

 

Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.



Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü.



Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili ile davalının boşandıklarını, boşanma sonucunda müşterek küçük çocuk Nazan'ın velayetinin davalı babaya verildiğini ve ilamın kesinleştiğini, ancak, davalı babanın yurt dışında çalıştığını, müşterek çocuğun müvekkili olan davacı annenin yanında kaldığını, anne tarafından bakıldığını, davalının (babanın) ise hiçbir katkısının bulun-madığını, müvekkili davacının asgari ücretle çalıştığını ve müşterek çocuğun orta okulda eğitim görmesi nedeniyle anne tarafından ihtiyaçların karşılanamadığını, davalı babanın katkısının gerektiği ileri sürülerek aylık 1.000 TL iştirak nafakasının davalıdan tahsili talep ve dava edilmiştir.



Davalı vekili cevabında; müşterek çocuğun 4 yıldır davacının (annenin) yanında kaldığını, ancak, velayetinin davalı babada bulunduğunu, bu nedenle davacının iştirak nafakası davası açamayacagı savunmasında bulunularak davanın reddini dilemiştir.


Mahkemece, müşterek çocuğun davacı anne yanında kaldığı sabit ise de; velayetinin davalı babada bulunduğu, öncelikle velayetin değiştirilmesinin gerektiği, velayet değiştirilmeden nafakaya hükmolunmasının karışıklığa neden olabileceği, davacı tarafından velayetin değiştirilmesine ilişkin dava açılmadığı, velayetin değiştirilmesine ilişkin karar verilmediğinden nafakaya da hükmolu-namayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.



Boşanma sonucunda müşterek çocuğun velayetinin davalı babaya verildiği ve halen velayetin davalı babada bulunduğunda uyuşmazlık yoktur. Davalı baba yurt dışında çalışmakta olup, dört yıldır müşterek çocuk davacı annenin yanında kalmakta olup anne tarafından bakılmaktadır. Dava 2006 yılında açılmıştır. Bu konularda da taraflar arasında uyuşmazlık yoktur.



TMK'nın 327. maddesinin 1. fıkrasında "çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler anne ve baba tarafından karşılanır", aynı Kanun'un 328/1. maddesinde "ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder", 329/1. maddesinde de "küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir" hükmü yer almaktadır.



Somut olayda, davalı baba yurt dışında olup, müşterek çocuğa dört yıldır fiilen anne bakmaktadır. İştirak nafakası velayetin fiilen (eylemli olarak) kullanılmasına bağlı bir haktır. Velayet anne veya babada olup da, şayet velayet kendisinde olan eş çocuğa bakmayıp karşı taraf çocuğa bakıyorsa, çocuğa bakan, velayetin nezi davası açmak zorunda olmadan doğrudan iştirak nafakası talebinde bulunabilir. Velayet değiştirilmeden çocuğa bakan iştirak nafakası davası açıp iştirak nafakasına hükmolunduktan sonra çocuk velayetinde bulunduğu tarafın yanına giderse, bu taraf nafakanın kaldırılmasını her zaman isteyebilir ve nafaka kaldırılır. Açıklanan nedenlerle davacı anne yanında kalan ve anne tarafından bakılan müşterek çocuk için hakkaniyete uygun bir miktarda iştirak nafakasına hükmolunmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.



Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Boşanmanın diğer bir mali sonucu ise yoksulluk nafakasıdır. Yoksulluk nafakasında boşanma neticesinde yoksulluğa düşecek bir tarafın olması gerekmektedir. Bu nafaka çeşidinin tarafları eşlerin her ikisidir. Birbirlerinden talep edilen bir nafaka çeşididir. Yoksulluğa düşen tarafın bunu hâkimden talep etmesi gerekmektedir. Bu yoksulluk nafakasının iştirak nafakasından bir farkıdır. Hâkim re’sen bu nafakaya hükmedemez. Nafaka talebi boşanma davası ile birlikte istenebileceği gibi boşanmadan sonra da ayrı bir dava ile istenebilir. Boşanma davasından sonra istenen yoksulluk nafakasının bir yıllık zamanaşımı süresi vardır. Bir yıl içerisinde istenmeyen yoksulluk nafakası sonrasında istenemez.  Yoksulluk nafakası için, bunu talep eden tarafın boşanmada ki kusurunun diğer taraftan daha fazla olmaması gerekmektedir. Kusuru daha fazla olan kişi yoksulluğa düşse dahi yoksulluk nafakası onun adına verilemez. Yoksulluk nafakasını talep eden eşin yoksulluğa düşmüş olması gerekmektedir. Bu demek değildir ki hiçbir malvarlığı olmasın hiçbir geçim kaynağı olmasın. Burada talep eden eşin tüm şartlar ve çerçeveler içerisinde durumu değerlendirilir. Yoksulluk nafakasının miktarı onu ödeyecek olan eşin mali durumuyla orantılı olmalıdır. Yoksulluk nafakası bunu ödeyen tarafın mali durumundan daha fazla ve onu yoksulluğa düşürecek biçimde olmamalıdır. Yoksulluk nafakası ödemesi talep edilen kişinin bunu ödemeye hiç gücü yoksa ortada bir talep olmasına rağmen hakim ödenmemesine hükmedebilir. Burada hâkim karşılıklı durumları da düşünmek zorundadır. Yoksulluk nafakası ödenmesi istenen kişinin bunu ödemesiyle her ne kadar hayatında bazı değişiklikler olsa da onu hayatından apayrı bir konuma, duruma getirecek olan nafaka miktarlarına hükmedilmez. Bunun aksine nafaka vermesi talep edilen kişi çok zengin olabilir. Bu durumda da bu kişinin aşırı uçlarda nafaka vermesine gerek yoktur; çünkü yoksulluk nafakasının amacı yoksulluğa düşen tarafı yoksulluk durumundan kurtarmaktır. Onun yaşam seviyesini, refahını üst düzeylere çıkarmak değildir. Yoksulluk nafakası ödenmesine hükmedilen eş bunun yanında iştirak nafakası, maddi tazminat ya da manevi tazminattan biri veya bir kaçını ödemeye mahkûm edilmişse yoksulluk nafakasının belirlenmesinde bu durumlarda etkilidir. Yargıtay’a göre kamu düzenine, ahlaka, adaba ve hukuk kurallarına aykırı olmamak üzere taraflar yoksulluk nafakasının belirlenmesine kendileri hükmedebilirler. Yoksulluk nafakası, boşanma davası ile birlikte talep edilmişse yetkili mahkeme boşanmaya yetkili olan Aile Mahkemesidir. Boşanma davasından ayrı bir dava ile yoksulluk nafakası istenecekse buna yetkili mahkeme talep edenin yerleşim yeri Aile Mahkemesidir. Kural olarak yoksulluk nafakası taraflardan herhangi birinin ölümü üzerine sona erer. Yani sınırsız bir nafaka türüdür. Medeni Kanun madde 176’da sayılan haller yoksulluk nafakasının kaldırıldığı hallerdir. ‘’ İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.’’ Yoksulluk nafakası toptan ya da irat şeklinde yani taksitli bir biçimde ödenebilir. Ödeme şeklini hâkim karar verir. Buna rağmen taraflar kendi aralarında karar vermişlerse bu hâkim onayıyla kabul edilir. Koşulların değişmesi durumunda hükmedilen yoksulluk nafakasının değişmesi de gündeme gelir. Burada ödeme şekli bakımından ikili bir ayrım yapmak gerekmektedir. Sermaye şeklinde ödenen yoksulluk nafakası her ne olursa olsun azaltılamaz ya da artırılamaz. Buna rağmen irat şeklinde ödenmesi kabul edilen yoksulluk nafakası tarafların mali durumunun değişmesi ve hakkaniyete göre artırılır ya da azalttırılır. Bu arttırma ve azaltma durumları için talep gerekmektedir. Artırma için talep nafaka alandan, azaltma için talep ise nafaka verenden gelmelidir. Yoksulluk nafakasının da bir sona erme zamanı vardır. Fakat burada da yine ödeme şekli bakımından ikili bir ayrıma gitmemiz gerekmektedir. İrat şeklinde ödenen yoksulluk nafakası taraflardan birinin ölümü ya da evlenmesi durumunda kendiliğinden sona erer. Sermaye şeklinde ödenen nafakanın ise geri alınma durumu yoktur. Tarafların mirasçıları nafaka almaya ya da nafaka ödemeye devam etmezler. Bu durumlar kişilere bağlı oldukları için üçüncü kişileri bağlamaz, onları bir borç ve hak altına sokmazlar. Buna rağmen nafakanın sona ermesi durumuna kadar ödenmesi gerekip de ödenmemiş nafaka miktarları varsa mirasçılar bu nafaka miktarını talep edebilirler. Yoksulluk nafakası alan kişinin yeniden evlenmesi bu nafakanın sona erme biçimidir. Ancak nafaka veren kişinin yeniden evlenmesi sona erme durumu değil ancak nafakada bir indirim sebebi olabilir. Aşağıda yoksulluk nafakası ile ilgili bir Yargıtay Kararı verilmiştir.

 

YARGITAY


3. Hukuk Dairesi 2006/3196 E.N , 2006/3451 K.N.



İlgili Kavramlar



YOKSULLUK NAFAKASI


YOKSULLUK NAFAKASI ŞARTLARI



İçtihat Metni



Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı (karşı davalı) vekili tarafından temyiz edilmiştir. 



Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.



Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkili ile davalının 21.10.2003 tarihinde verilen kararla boşandıklarını ve müvekkili lehine aylık 100.000.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini; takdir edilen nafakanın, aradan geçen zaman içerisinde müvekkilinin ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda olduğunu iddia ederek; aylık nafaka miktarının 300.00 YTL'ye çıkartılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.


Birleşterilen davada ise; davalının boşandıktan sonra bir şirkette çalışmaya başladığı ve yoksulluğun ortadan kalktığı iddia olunarak, nafakanın kaldırılması istenilmiştir.


Mahkemece; "TMK'nun 176/3.maddesine göre irat biçimde ödenmesine karar verilen yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkması halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Davacı Gül vekilinin duruşmadaki kabul beyanı ve tanık beyanlarında davacı G..'ün boşandıktan sonra Uzmanlar Tıp Merkezi adlı özel bir işyerinde asgari ücretle çalıştığı ve yoksulluğunun ortadan kalktığı kabul edilmiştir. Her ne kadar davacı vekili davacının asgari ücretle çalışmasının yoksulluğunu ortadan kaldırmayacağını ileri sürmüşse de ülkenin genel ekonomik şartları davalının geliriyle davacının geliri arasında anormal sayılacak bir fark bulunmaması sebebiyle davacı vekilinin bu beyanına itibar edilmemiştir, gerekçesiyle" davacının yoksulluk nafakasının artırılmasına ilişkin talebinin reddine, birleştirilen yoksululk nafakasının kaldırılmasına ilişkin davanın ise kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı (k.davalı) vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.



1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacının boşanmadan sonra asgari ücretle işe girip çalıştığının anlaşılmasına ve de davalının gelir durumunun da gözetilerek; yoksulluk nafakasının artırılmasına ilişkin talebin reddiyle ilgli verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamakta olup, davacı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile artırıma ilişkin verilen hükmün ONANMASINA,



2) TMK'nun 176/3.maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.



Davalı (birleşen davanın davacısı); yukarıdaki yasa hükmü gereğince; davacının (k.davalının) yoksulluğunun zail olduğu iddiasıyla nafakanın kaldırılmasını istemektedir. Bu durumda, öncelikle yoksulluk kavramı üzerinde durmak gerekir.



Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.



Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında "asgari ücret saviyesinde gelire sahip olunması" yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir (HGK.07.10.1998 gün, 1998/2-656 E, 1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı ve 01.05.2002 gün 2002/2-397-339 sayılı kararları).



Davalı (kadın) boşanma sırasında bir işte çalışmamaktadır. Kendisine aylık 100.000.000 lira yoksulluk nafakası bağlanmıştır. Boşanmadan sonra asgari ücretle (aylık 350 YTL maaşla) işe girmiştir. Aldığı nafaka ile geçinmesi günümüz ekonomik koşullarında mümkün görünmediğine göre; işe girip çalışması zorunluluk arzetmektedir. Aldığı nafaka miktarı ile, çalışarak elde ettiği asgari ücret miktarı toplamı ise, onu, yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir. Zira yoksulluk durumu; günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. Yoksulluk nafakası, ahlaki ve sosyal düşüncelere dayanır. Onun içindir ki bilimsel öğretide; "Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğindedir" şeklinde açıklamalara yer verilmiş bulunmaktadır (Akıntürk, Turgut; Aile Hukuku, 2.cilt, İst.2002, sh.294).



Davacının aylık (1100 YTL) gelir durumuna göre değerlendirme yapıldığında; davalının (kadının) çalışarak elde ettiği gelir ile aldığı nafaka miktarı toplamının, davalıyı yoksulluktan kurtaracak nitelikte bulunmadığının kabulü gerekir.



Mahkemece, dava tarihindeki şartlara göre; davalının yoksulluğunun zail olmadığı gözetilerek, davacının nafakanın kaldırılmasına yönelik davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davanın kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 


Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 3.4.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 


Başlık : İştirak Nafakası ve Yoksulluk Nafakası
İnceleyen : Av. Tuğsan YILMAZ
Tarih : 16.03.2014
Derece : 5.0
Yorum Yap
Ad Soyad: * E-mail Adres: *
Yorum: *