MAKALELER

Çocuk ve Soybağı

  • Makaleler
  • >
  • Aile ve Şahıs Hukuku
  • >
  • Çocuk ve Soybağı

 

     Geçmişten günümüze toplum içinde benliğini kazanan  bireylerin, kendine özgü kurallarını varoluşunun içinde barındıran bu yapı çevresinde kişisel gelişim ve davranışlarıyla iletişim konusunda sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri bakımından önemli olan aile, bireylerin çocukluktan itibaren sağlıklı fertler olarak yetiştirilebilmeleri ve toplumun şekillenmesi bakımından da önem arz eden bir kurum olmuştur. Bireylerin çocukluktan yetişkinliğe temel ihtiyaçlarını karşılamakla birlikte psikolojik olarak desteğe olanak tanıyan, sosyal zeka ve gelişim açısından da bireyleri yalnız bırakmayan aileler, kendi eksenlerinde kurdukları güven ve aile ortamı ile çocukların kimliklerini kazanmalarında ve her türlü psikososyal yapısını şekillendirmede rol oynamaktadırlar. Anne babanın kişiliklerinden eğitim durumları, bedensel ve ruhsal hallerine kadar çocuğun gelişimini etkileyen bu olgular, çocuğa yaklaşım tarzları ve ilgi konusundaki tutumları ile bir bütün haline gelerek fonksiyonel olarak çocuğun ileride toplumdaki yerini belirlemektedirler. İstatistiklere göre anne baba ile sağlıklı aile ortamı içinde yetişen çocukların ilerde kuracağı aile bünyesinde rolünü yeterli seviyede yerine getiren ve bireysel olarak da toplumda başarılı bireyler haline geldikleri gözlemlenmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 282.maddesiyle başlayan ve devam eden soybağı mevzusu tam olarak da toplumdaki aile içindeki roller ile çocukların hayat akışı içindeki durumları bakımından değer taşımaktadır.

 

     Ana ile baba arasındaki bağı kuran ve çocuğun soyadı, aile kütüğü gibi bilgilerini belirleyen soybağı, ana ve çocuk arasında doğum ile baba ve çocuk arasında da evlilik, tanıma yolu ve hakim kararı ile kurulduğu gibi her ikisi açısından evlat edinme yoluyla da kurulabilmektedir. Ana ile çocuk arasında soybağı doğum ile kendiliğinden doğal olarak kurulmaktadır ve ayrıyeten bir hukuki işleme bağlı olmamakla birlikte ananın medeni durumunun da çocuk ile ana arasındaki bağı kurmada bir önemi yoktur. Evliliğin devamı sırasında ya da evliliğin sona ermesini takiben üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Çocuğun evlilik içinde doğmuş çocuk statüsüne sahip olabilmesi için evliliğin kurulmasından sonra doğması yeterli olup kurulmuş olan evliliğin geçerli bir evlilik olmasına da gerek yoktur. Evliliğin butlan kararı ile son bulmasına kadar evlilik geçerli bir evliliğin tüm sonuçlarını doğurmaktadır. Çocuğun evlilik sona erdikten üçyüz günü aşan bir sürede doğması halinde de ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatlanmasıyla kocaya bağlanması mümkündür. Ananın kanunca yeni bir evlilik için öngörülmüş ve kesin evlenme engeli olmayan bekleme süresine uymadığı durumlarda kanun, önceki evliliğin bitmesinden itibaren üçyüz gün içinde doğan çocuğun babasını ikinci evlilikteki koca saymaktadır.

 

TANIMA

 

     Evlilik dışında doğan çocuğun bir erkeğe bağlanması tanıma yoluyla olabileceği gibi babalık hükmü ile de gerçekleşebilmektedir. Tanımanın, babanın,  nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmi senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olmasından yola çıkıldığı üzere tanıma, kurucu yenilik doğuran ve tek taraflı irade beyanıyla gerçekleşen bir olaydır. Tanıma kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğu için ancak kişinin kendisi tarafından kullanılabilir ancak tanıma beyanında bulunan kimsenin küçük veya kısıtlı olması durumunda ise, veli veya vasisinin de rızası gerekli olmaktadır. Tanımanın geçerli olabilmesi için diğer bir şart ise çocuğun başka bir erkekle soybağının bulunmamasıdır. Başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaktadır. Bildirim ise beyanda bulunulan  nüfus memuru, sulh hakimi, noter veya vasiyetnameyi açan hakimin, tanımayı babanın ve çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluklarına bildirmesiyle olmaktadır. Çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluğu da tanımayı çocuğa, anasına, çocuk  vesayet  altında ise vesayet makamına bildirmektedir. TMK’nın 297.maddesi uyarınca tanıyan, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle  tanımanın iptalini dava edebilir. İptal davası anaya ve çocuğa karşı açılır. Ana, çocuk ve çocuğun ölümü halinde altsoyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer de tanımanın iptalini dava edebilirler. Dava tanıyana, tanıyan ölmüşse  mirasçılarına karşı açılır. İspat yükünü düzenleyen 299.maddeye göre ise davacı, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür. Ana veya çocuk tarafından tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal davasında ispat yükü, tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna ilişkin inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğar. Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her halde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer. İlgililerin dava hakkı, davacının  tanımayı ve  tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde tanımanın üzerinden beş yıl  geçmekle düşer. Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Yukarıdaki süreler geçtiği halde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.  Ana, çocuk ve çocuğun ölümü halinde altsoyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tanımanın iptalini dava edebilirler. Dava tanıyana, tanıyan ölmüşse  mirasçılarına karşı açılır.

 

BABALIK HÜKMÜ

 

     Evlilik dışı çocuğun baba tarafından tanınmaması ihtimaline karşılık ana ve çocuğa biyolojik olan babaya karşı (baba ölmüşse mirasçılarına) dava açma hakkı veren kanun, davalının, çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması ve bu sürenin dışında olsa bile fiili gebe kalma döneminde davalının ana ile cinsel ilişkide bulunduğunun tespit edilmesi takdirinde aynı karineyi kabul etmektedir. Davalı, çocuğun babası olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü kişinin baba olma olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa karine geçerliliğini kaybeder. Babalık hükmü çocuk ile babası arasındaki bağın mahkemece belirlenmesini sağlayan bir hüküm olmakla birlikte bu hükme yol açacak olan dava hakkı da çocuk ve anaya bağımsız olarak verilmiştir. Babalık davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.TMK madde 304 gereğince  ana, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından aşağıdaki giderlerin karşılanmasını isteyebilir:

 

1. Doğum giderleri,

2. Doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri,

3. Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler.

 

Çocuk ölü doğmuş olsa bile hakim, bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir.

 

Üçüncü kişiler veya sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan ödemeler, hakkaniyet ölçüsünde tazminattan indirilir.

 

     Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar. Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.

 


Başlık : Çocuk ve Soybağı
İnceleyen : Av. Tuğsan YILMAZ
Tarih : 12.02.2014
Derece : 5.0
Yorum Yap
Ad Soyad: * E-mail Adres: *
Yorum: *